kadın olmak…

18 06 2013

Bir erkeğin arkasında durmak,
Kararlarına saygı duymak,
Ve sonuna kadar desteklemek!

Tüm bunlar yaşanırken de kadınsı duygularla baş etmek!

Rakibin olamayacak bir gerçeği kıskanmak, sevgilini paylaştığını hissetmek… Ama tüm bunlara rağmen verdiği her karara inanıp, saygı duyup elini tutup yanında durmak!

Neden mi bahsediyorum? GEZÏ’den!

Sevdiğim adam 21gunun 18ini gezi’nin koynunda geçirdi. Onun fotoğraflarını çekti, sabahları onun kollarında açtı gözlerini, uyandığında ilk ona baktı, o huzurlu sesi minik melodiler doldurdu kulaklarına ve onun güzel nefesini kokladı içine çekti… Onunla mutlu oldu…

Evet tam bir kadın kafasıyla düşününce kıskanılacak rakipsiz bir güzel Gezi.

Sonra geceler var bir de! Geceleri hiç de öyle kıskanılası bir güzel yoktu karşımda; sonuna kadar sergilediği yıldızlar hariç… Geceleri ayaz düşer üzerine, çiğ yağar yüzüne usulca okşar tenini ama keşke bununla kalabilseydi…

Bazı geceler nefesi kesildi gaz örtüsü kapladı… Bazı geceler yağmurla yıkandı… Bazı geceler plastik mermiler kovaladı ardından… Ve bu geceler kıskanmak bir yana endişe etmekten başka bir his duymaz oldu ruhum…

Ruhum mantığım oturup bir karar verdi. Sevgilimin mutluluğu benimdi de aynı zamanda bu yüzden hiç bir zaman “gitme” çıkmadı dilimden, yüreğimden… Yüreğime düşen tek korku “ya ona bir şey olursa?”‘ydı…

Her gece sabahı bağlayana kadar defalarca uyandım iyi olduğuna emin olmak için… Bazen çok kızdım, bazen çok ağladım, bazen çok merak ettim… ama hep onunla olsun istedim. ölmediği sürece onun koynunda kalsın istedim…

Belki bencilce tüm bu hisler ama tamamen kadınca…





sevgilim….

16 06 2013

hem gururum hem hüznüm…

gözlerim dolu dolu her gün onun eve sağ salim dönüşünü bekliyorum…

sesini her duyduğumda kocaman bir oh çekiyorum…

ve ellerim titriyor telefonu kapatırken.

 

bizim miniğimiz oldu gezi onun aktif koruduğu benimse psikolojik ve akılla koruduğum.

nefesini soluduk birbirimiz için gezimiz için korktuk hala da korkuyoruz.

dile getiremiyoruz kötü ihtimalleri hep iyileri görüp güzelleri konuşuyoruz umudu kaybetmemek adına.

 

dilerim ki hiç biriniz bu sms’i çekmek zorunda kalmazsınız:

“kemiklerin sağlam biliyorum. ama kasıklarına dikkat et! testisleri patlayan bir sürü insan var. düşersen cenin pozisyonu al ve bir de gözüne darbe almamaya dikkat et. gerisi: dualarım seninle…”





Bulent ErgenC

10 06 2013

Oncelikle gecmis olsun Gezi, Carsi ve Capulcu tayfasi…

Bir kac gundur Gezi de ki alkol satisini engellemeye calisiyoruz hep beraber; bunun sebebi de oncelikle herhangi bir hedefe ulasamadik. Ardindan Gezi’de ki olayimiz festival degil pasif direnistir… Ve son olarak bizim Gezi’deki birligimizi bozmaya calisan bir grup insanin iceri alkol sokarak bunu yapmaya calisiyor.

Kendilerince bizim ayyas oldugumuzu ispatlama hirsina dustuler. Alkolu birak canimizi zor korudugumuz gecen persembe aksami “cami’de grup seks, yapildigi, alkol alindigi” iftirasi bile atildi.

Her turlu iftiraya maruz kalan ulkenin uvey evlatlari sanilan biz bu iftiralari haketmemek iCin elimizden geleni yapmaliyiz.

Biz hayatimiza mudahale edildigi icin birlestik bir nokta da hepimiz ozgurluklerimiz kisitlandigi icin el ele verdik. Simdi bizi basit sebeplerle icten yikmaya calisiyorlar. Biz alkol keSinlikle yasak olsun icmeyin demiyoruz ki… Gezi’de satin almayin gezi’de sattirmayin diyoruz. Bize hakaret edenleri hakli cikarmayin diye. Hakliyken haksiz olmayalim, haksizlarken hakli olmasinlar diye…

İcerde alkol satan seyyarlarin esnaf olmadigini hepimiz biliyoruz. Simdilerde yeni taktik keyif verici maddeleri Gezi’nin icine sokup olasi bir mudahalede toplanacak gozaltina alanacak arkadaslari suclayacak farkli olaylar yaratmak. Cunku su an hic birimizi suclayacak gercek sebeplere sahip degiller. Ama eger gercekten bir sebep elde ederlerse bizi cil yavrusu gibi toplayabilirler…
Bu sebeple dikkat edin ki Dun Hakli direnisimizi korumak icin bicaklanan Bulent Ergenc bosa yaralanmis olmasin…

Gecmis olsun Bulent bey…

Saygilarimla!





ruhuma dair…

13 03 2013

Özlemek… Özlem… 

bir eylem ya da bir kız çocuğu ismi… Belki de daha fazlası; birini özlemek, bir şeyi özlemek, bir yeri özlemek; bir yemeği, bir mekanı özlemek! özlenen, özlenesi ne çok şey var hayatta. İnsan zaman akıp giderken farketmiyor neleri özlediğini nelerden yoksun kaldığını neye acıktığını. 

Karnını doyurur hayata devam ederken ruhunu doyuran şeylere ne kadar acıktığını anlamıyor insan ta ki onu hatırlatan bir şey olana kadar. Belki bir fotoğraf makinesini eline almak, belki bir el tutmak ya da yeni kesilmiş çim kokusunu doyasıya içine çekmek… ufacık ayrıntılar bunlar yaşamın içindeki insanın onlar olmadan yaşayacağı sandığı…

bir şarkı aktı kulaklarımdan içeri ta ruhumun en derinlerine kalbimin en sıcak yerine içine doğru bana huzuru ne kadar çok özlediğimi, dingin ve sakin bir deniz gibi yaşamayı ne çok sevdiğimi anlatarak.

Harcamışım günlerimi ağlayarak mutsuz uyanarak insanlara kırılarak. Parlayan güneşin tadını çıkaramamış, köşeme çekilip beni mutlu eden bir kitap okuyamamış, havada uçan kar tanelerinin burnuma usulca konmasından mutlu olamamışım… huzurun kendi yaşamımda olduğunu unutmuşum. aynaya bakınca kendime gülümsemeyi, insanlara günaydın diye sırıtmayı bırakıp ucu sonu olmayan mutsuz bir çukur açmışım kendime. düştükçe düşmüşüm ama hiç kafamı kaldırıp da ışığa bakmamışım bir mucize beklememişim. Kendimi mutsuzluğa iten benmişim meğersem…

şimdi sen varsın ;bir şarkıyla yeniden uyanan ruhum,,, ayağa kalkıp gücü ele alan ve kendi özlemlerini yaşamın önüne koyan; mutlu ve huzurlu olmayı yaşam kaynağı bilen.

özlediğin herşeye kavuşmak için kapa bu gece gözlerini mutlu olunca ne kadar güzel baktığını hatırla içine sakladığın huzuru hisset yüzüne yayılan gülümsemeyi izle ve llerinle mutluluğa dokun…

huzurlu geceler…





soguga ragmen…

26 12 2012

simdii sen ve ben otursak deniz kenarinda
sallandirsak ayaklarimizi denize
basimi yaslasam sicacik omzuna
burnumu isitsam boynunda





okunanlar üzerine

4 12 2012

“…Basit ruhlu bilgisiz insanlarsa kendilerini aşan ince bir sözün değerini ve önemini göremezler…”

Ortaokul çağlarımdan beri yani yaklaşık 12-13 yaşından beri her edebiyat ve Türkçe dersi öğretmeni inatla okumamı istedi benden. O dönem de değil belki ama şimdi okuyorum Denemeler’i ve düşünüyorum 14 yaşında bir “çocuk” hangi yaşanmışlık hangi tecrübe ve hangi bilgi ile okuduğu bu kitabın değerini derinliğini anlayabilir ki?

Kelime dağarcığı kısır, felsefi yönü zayıf, dini sadece öğretilmişlikten gelen bir çocuk -”Herkes kendisi icin bir ibrettir; yeter ki insan kendini daha iyi tanimasini bilsin!” Plinius- alıntısının içinde bulunduğu satırları nasıl anlar, nasıl yorumlar nasıl kendine “ibretlik” fikirler çıkarır…

Bazı satırların anlaşılması için hayatı tatmak gerek, hayatın yaşanmışlıkları içine saklanan alt başlıkları bilmeden okunamaz bazı kitaplar bunlardan biri de sanırım Montaigne- Denemeler…

Evet! herkesin okuması gerek lakin 14 yaşında bir çocuğun değil….

şimdilik bu kadar ;)





bir kisa sey

23 11 2012

Ruhunu isitmayan ellerini de isitamaz dudaklarini da islatamaz…
Ellerini tutunca isinmiyorsa icin dudaklarina dokununca dudaklari titremiyorsa vucudun onu gorunce atmiyorsa kalbin belki de gitme vaktindir… Birak onu daha acitmadan…








Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 768 other followers